Binnaz

okuma süresi 5 dakika
Benim de canım yansın istiyordum. Rakı boğazımı diken gibi yırtıyordu, ağlaya ağlaya içmeye devam ediyordum. İki bardak içebildim, sonra kustum. Binnaz’ı gömmem lazımdı. Mutfağa geri döndüğümde rakı şişesi tezgâhın üzerinde duruyordu. Üzerinden içildiği açıkça belliydi.

Binnaz’ı belediyenin çöplüğüne bakır ve plastik toplamaya gittiğimizde konteynerin dibinde yatarken bulmuştuk. İnliyordu, gözlerinde yaş vardı. Hayvan resmen ağlıyordu, ilk defa bir köpeğin ağladığını görüyorduk. Salih köpeği öldürmekten yanaydı. “Can çekişiyor lan, ip gibi bir şey bulun boğup öldürelim kurtulsun.” Akif Salih’i onaylamıştı, dayanamadım. “Ne öldürmesi oğlum manyak mısınız siz? Veterinere götürelim hayvanı.” Kimse söylediğimi dinlemedi, köpekten vazgeçip konteyneri karıştırmaya başladılar. Akif bulduğu boş rakı şişesini bana doğru sallamaya başladı, “Babam bize de bir iki yudum içiriyor oğlum!” Hem vicdansız, hem de şımarık bu ikizler… Plastik iyi para ediyordu, bazen bakıra denk geliyorduk. Hurdacıya üç beş kuruşa satıp parayı kenara koyuyorduk. Hilmi ağbiye toplama bisiklet yaptıracaktık o yaz. İlçenin en kral bisikletçisiydi, bize indirimli yapacağına söz vermişti. “Sen seksen milyon getir yeter, bunların babasında bok gibi para var, onlara yüz milyona yapacağım, aramızda kalsın.” bile demişti. Paranın çoğunu tamamlamıştım, az bir şey kalmıştı. Ben lacivert Bmx toplatacaktım, göbekten frenli.

Köpeği veterinere götürmek gerekiyordu. Göz göre göre ölüme terk etmek olmazdı. Gerçi bizimkilere kalsa çoktan öldüreceklerdi hayvanı. Can çekişiyormuş, sanki ben görmüyorum can çekiştiğini. Yöntemini bile düşünmüş, iple boğacakmış vicdansız. Azime’nin torunları değil misiniz, alayınız Allahsızsınız! Kucağıma alsam taşıyamam, çöplükten çarşıya desen epey yol var. Biraz sağıma soluma bakındım. Az ileride ön tekerleği patlamış el arabası duruyordu. Üzerine karton serip hayvanı bir güzel yatırdım. Salih ve Akif benimle gelmedi, buldukları plastikleri satmak için önden gittiler. Çarşıya vardığımda veterinerler çoktan kapanmıştı, çaresiz eve döndüm. O akşam yediğim dayağı bir ben biliyorum. Kokum evin salonundan iki günde zor çıkmıştı.

Bütün gece içim içimi yedi. Aklım köpekteydi. Kömürlüğün girişine yatırmıştım, sabah erkenden kalkıp götürmem lazımdı yoksa bizimkiler görürse ikinci posta kaçınılmazdı. İmamın sabah ezanıyla birlikte fırladım çıktım yataktan, parmaklarımın üzerine basarak koridoru geçip kömürlüğe indim. Gece tuvalete kalkmaya korkan ben, gün doğarken el arabasında yaralı bir köpekle sokaklarda dolanıyordum. Çarşıya vardığımda dükkânlar daha yeni yeni açılıyordu. Kepenklerin gürültüsünden hayvanın ödü kopmuştu. Kliniğin önünde beklemeye başladım. Bir yandan da hayvanın kafasını okşuyor, sakinleştirmeye çalışıyordum. Bir isim bulmak lazımdı hayvana, nasıl olsa artık sahipsiz değildi, ben vardım. Aklıma Binnaz ismi geldi, dedemin köyde uçurumdan yuvarlanan ineğinin adı. Nasıl olsa ikisi de hayvan, ne olacaktı. O sırada çöpçünün biri gelip yanımıza oturdu, sigarasını yakarken Binnaz’la ilgili bir sürü soru sordu. Kaçamak cevaplar verdim çünkü gözüm tutmamıştı. “Adı ne?” dedi. “Binnaz,” dedim. “Orospu Binnaz desene… Hamile bu, baksana memeleri dolu kancığın!” diyerek pis pis gülmeye başladı. Sonra da kalkıp gitti. Biz de biliyoruz herhalde hamile olduğunu. Kancıkmış. Babandır kancık!

İki saate yakın bekledim kliniğin önünde. Veteriner geldiğinde yeterince ilgilenmedi, iki iğne vurup otuz beş milyon fiyat çekti. Benim kırk beş milyon param vardı plastik ve bakır parasından kalan. Bisiklet seksen milyona yapılıyordu. “Bu sene de çocuklardan tur isterim,” diyerekten verdim parayı. Binnaz mutlu gibiydi, artık daha az inliyordu. Yakında bebekleri doğunca daha çok mutlu olur, inşallah o zamana kadar da kendisini toparlar diye dua ediyordum içimden. Ertesi gün bir aşısı daha vardı. Kimseye görünmeden kömürlüğe yatırdım, ilacın etkisiyle uyudu kaldı.

Uyandığımda annemle babam çoktan işe gitmişlerdi. İkisinin de aynı fabrikada çalıştığına nadiren sevindiğim anlardandı. Elimi yüzümü yıkayıp Binnaz’ın yanına indim. Beni görünce kuyruğunu yere vurmaya başladı, ayağa kalkmaya yeltendi ama beceremedi. Mutfağa çıkıp akşamdan kalan köfteyle patatesi ısıttım, ekmekle karıştırıp biraz su kattım. Öyle iştahlı yedi ki, şaşırdım kaldım. Yemeğini bitirince el arabasına yükleyip kliniğin yolunu tuttum. Yolda Akif ve Salih’le karşılaştım. Babaları, biriktirdikleri paranın üzerini tamamlayıp istedikleri bisikleti almış. Salih sırf bana hava atmak için el arabasının önünde fren yapıp bisikletin kıçını savurdu. Akif de “Baban ağzına sıçar oğlum mal mısın nesin sen!” diye uyardı. İkisiyle de uğraşacak vaktim yoktu. Anlaşılan çöplüğe kendi başıma gidip gelecektim bundan sonra. Ama Binnaz vardı, doğum yaptıktan sonra beni yalnız bırakmazdı.

Akşam Binnaz’ın keyfi yerindeydi. Annemlerden gizlice yemek götürdüm, avucumu yaladı, kafasını dizime yaslayıp gözlerimin içine baktı uzun uzun. Çok akıllı bir köpek, iyileşince denize götürürüm diye geçirdim içimden. Ama önce bir güzel yıkamak gerekiyordu. Ben Binnaz’la oynarken annem seslendi, aceleyle çıktım kömürlükten. Babam elleri dolu gelmiş, yüzü gülüyordu. Maaşının ikramiyesini almış, keyfi yerindeydi. Yemekte bir ufak rakı bile vardı. Ağır ağır demlendi babam, “Bir yudum da sen iç aslan oğlum!” demedi. Bekledim ama demedi. O gece biraz erken yattık. Babam koltukta sızınca annem üstünü örttü, kendisi yatınca beni de yatağa gönderdi. Film izleyecektim falan dedim ama dinlemedi. İzlesem ne olur sanki!

Ertesi gün uyandığımda yine evde kimse yoktu. Akşamdan kalan yemeklerden ısıtıp Binnaz’ın yanına indim, biraz sevip yemeğini vermeyi düşünüyordum. Yanına girdiğimde hiç ses etmedi. Kıpırdamıyordu, gözünün üstünde sinekler uçuşuyordu. Ne yapacağımı bilemedim, ağzından köpük gibi bir şeyler gelmişti. Buz gibi bir soğukluk kapladı içimi, rutubetli duvara yaslanmak gibi bir duyguydu. Koşarak eve çıktım, dolabı açıp babamın açılmamış rakısını açıp bardağa doldurdum. Benim de canım yansın istiyordum. Rakı boğazımı diken gibi yırtıyordu, ağlaya ağlaya içmeye devam ediyordum. İki bardak içebildim, sonra kustum. Binnaz’ı gömmem lazımdı. Mutfağa geri döndüğümde rakı şişesi tezgâhın üzerinde duruyordu. Üzerinden içildiği açıkça belliydi. Telaşla şişenin ucunda yavaş dökülmesine yarayan aparatı söktüm bıçakla, sonra üzerine su doldurdum içildiği belli olması diye. O an şişe bembeyaz kesildi. Canım yoğurt çekiyordu.

About The Author

Diğer yazılar

Copyright © All rights reserved. | Newsphere by AF themes.