Anason, beyaz bir kelimedir.

OKU Etiketler: - , 11:54 Gönderen: Merve Deniz Kara

rakibuyukkeyif (2)

Merak ediyordum ne olur. Beni bilirsin, zaten meyilliyim sarhoşluğa, sanırdım ki bir bira içsem sarhoş olurum. Hâlâ bira içmemiş olmamın altında yatan örtük neden bu korku mu yoksa? Bir duble, yok bir şey… İki dublede olurum yahu dedim, yine yok… Üçüncü dubleye gelince dilime vurdu. Dilime vurdu dediysem bazı harfler gelmek bilmiyor, bazı kelimeler de geliyor gitmek bilmiyor, çok ciddi boyutta değil. Dilim sürçtü desem kimse fark etmez.

Kelimeler zaten, ömrümce, karanlıkta karşıma çıkan bir deli gibi, gözlerini dikip gözlerime bakmışken, varsın gelmesinler, gelip gitmesinler ara ara…

İçerken bu hiç hatırıma gelmemişti ama galiba senin kızınım, karşılıklı içerdik. Karşılıklı içerdik diyorum çünkü olsaydım bir duble ile sarhoş, “lanet olsun!” der, daha başlamadan tövbe ederdim rakı masasına, haydariye, patlıcana, dolmaya, kumsalda kurup sofrayı rakı hayallerine… Hatta rakı yüzünden bir daha dönüp bakmazdım közde patlıcana, ona da tövbe ederdim.

Karşılıklı içerdik, sen erken gelmeseydin bu kadar yaşama, ya da ben geç gelmeseydim rakı masasına. Ölümü boşver, “rakı şişesinde balık” o, diye yazdı sarhoş olamadığı anla övünen yeni yetme gibi, yeni yetme değilken üstelik ve not düştü altına, Türkçe yazsa yazardı, sayfanın ortasında ışık görmüş tavşan gibi kalma pahasına yazardı ama yazmadı, isim desen değil, müstear olmak için ise çok kısa: Şîn

Sonra defteri kapatıp, çantasına atıp, sokağa çıktı. Hatırında gülümseten iki cümle:

– Sence biz, sık içer miyiz?

– Yok, sanmam.

Bahar gelmiş, aslında yaz başlangıcı ne baharı ama bahar gelmiş derse güneşin parıltısına kapılıp akşamını sokağında almamak için Kadıköy’ün, “bahar gelmiş” dedi. Henüz bahara hazır değilmiş, ardından savrulup gitmezmiş gibi…

Önce bakkal sonra mini market sonra market olan, tabelasıyla ekonomide hamleler yapan köşedeki Nusret amcaya gülümseyip selam verdi, ne güzel hâlâ bakkal ve hâlâ “Cino” satıyor diyerek içinden. Bahar yine gelmişti o esnada. Kurulmuştu gözlerine, hanımeli kokusu alıyor olması da cabası…

Ne değişir ki bahar gelmişse, herkes yorgun dedi kendine, hayat berbat… “Hayat, berbâd!” da bir rakı masası cümlesiyim diye göz kırpıyor ya “neyse” dedi yine. Şu duraktaki yaşlı amca muhtemelen yıllardır aynı işte, iyi çay içtiğinde gününün keyifli geçeceğine nispetle iyi çay içerse işe gittiğinde gülümseyecek ama şimdi durakta ve yıllardır aynı işte, yorgun… Emekliliği de emeklilik değil bu memlekette, emeği emek olmadığı gibi, emekliliğinde de yıllardır aynı işte, yorgun…                               Şu teyze de portakal çiçeği kokularıyla büyümüştür eminim ama bu durakta dilediği, az merhamet otobüse girdiğinde… Diye dedi kendi kendine, baharı, gözüne ilişen küçük çocuğun balonunu ve gülümsemesini görmezden gelerek. Görmezden gelmekle de bitmiyor. Ellerini cebine koymaması gerek, ıhlamur kokusunu içene çekip hapsedip, tüm gün bu kokuyu teneffüs etmemesi… Saçlarını da niye bıraktıysa omuzlarına, rüzgar giriyor arasına, al işte uçuşunca güneş değiyor, güneş değse iyi, sarı daha sarı, bahar daha bahar oluyor, o zaman renkler geri geliyor… Akşamı geliyor aklına ya da gündüzü rakının masada… Gelmiş de üstelik, bahar…

En iyisi yürümemek ve bakmamak, duraktaki insanlara baka baka yürümek ya da, sadece duraklara… Bir duraktaki görüntüyü diğer durağa kadar düşünerek yürümeli ya da o görüntüyü sebeb-i sarhoşluk şu bahar havasının bir köşesine kolaj usûlü yerleştirdi mi gerisi kolay. Anlamsız gibi duran ama “görüntü”yü ve “anlam”ı ters yüz eden görüntülerle bir film ya da denemeli; mesela, bu “bahar” da bir kelime olsa, kelime olunca yaşanmamış olsa, durakta oturup defterine hızlıca karalamaya başlasa, karaladıkça görüntünün esiri duygulanım ağır bir tartışmaya girse anlamla. Görüntü ve anlam bozumu üzerine yazmaya devam ederken, baharın kelime oluşundan habersiz alsa sayfaya “gökyüzü” kelimesini de…

Defterini çıkardı, defter de mavi üstelik ama görmedi, görüntü anlamını yitirdi ve açıp yazdı:

Bahar gelmiş, akşamı koyu mavi, ömürlük hâki yoldaşla beyazına oturmuşken rakının, bahar gelmiş bahâne, sebeb-i sarhoşluk renkler gelmiş, kime ne… Yine içelim.

Anason beyaz bir kelimedir çünkü ve bahar mavi…

Yazarın diğer yazıları