Dünden bugüne rakı kadehleri…

OKU, Vefa Zat Etiketler: , - , 13:50 Gönderen: Vefa Zat

Rakı Bardakları....

Geçmiş dönemlerde “Limonata” (Limon Şerbeti) bardağı olarak bilinen, meyhanelerin günümüzdeki klâsik biçimini almasıyla birlikte rakı kadehi olarak kullanılmaya başlanan, 18 santilitre hacimli, silindir biçimindeki uzun cam bardağa rakı bardağı tabir edildiği bilinir. Bu bardak aynı zamanda rakının yanında verilen su bardağı olarak da kullanılır.

Kadeh ise içki içmeye yarayan genellikle uzun ayaklı bir bardaktır. Bir bardağın kadeh olarak adlandırılabilmesi için belirli bir alkollü içki için kullanılması gerekir. Rakı kadehi, şarap kadehi, likör kadehi, vs… Rakı kültürünü oluşturan pek çok unsur gibi kadehler de tarih içinde çeşitli dönemlerden geçmiştir. Her dönemde ihtiyaca göre farklılık gösteren değişik hacim ve biçimde kadehler kullanılmıştır.

Bu arada yarım asrı aşkın bir süredir içkili dünyanın içindeyim, hem ulusal, hem de uluslararası içkili âlemde. Bu süre içinde kâh biz hizmet ettik dostlarımıza, kâh bize hizmet etme nezaketini gösterdiler. Kimi zaman acemisi olduk içmenin, leyla gibi sallandık, dut gibi düştük yere, kimi zaman da diplomatik protokol ziyafetlerinde hizmet erbabı olarak boy gösterdik. Bunca yıl içinde bir şey dikkatimi çekti hep, temiz içmesini, adabıyla içmesini çok iyi biliyoruz ama çoğu zaman ayrıntıları gözden kaçırıyoruz ne yazık ki.

Size küçük bir örnek vermek isterim bu konuda. Grafik sanatımızın piri olarak kabul edilen İhap Hulusi Beyin çizmiş olduğu Kulüp Rakısı’nın etiketi mesela. Efsanevi bir etikettir bu. Ayrıca, etiketteki yer alan iki bey kimlere benzetilmedi ki, Ulu Önderimiz Atatürk dâhil. Pek tabii ki halen de çok merak edilen bir konudur bu. Etikete dikkatlice bakıldığı zaman bu beylerin rakı içtiği kadehlerin uzun ayaklı rakı kadehleri olduğu hemen fark edilir. En sıkı Kulüp Rakı tiryakisi olan rakı tutkunlarından bazıları bile çoğu zaman gözden kaçırmıştır bu önemli hususu.

Ayrıca, hazine değerindeki bu etikette yer alan söz konusu kadehlerden araştırmacı tarih yazarı Salah Birsel Beyden başka pek fazla kimse söz etmemiştir. Edemezlerdi de, çünkü eskilere dönüp ayrıntılara girilmesi gerekiyordu, ayrıntılar ise ne yazık ki pek önemli değildi bizler için. Oysaki gerçekler sadece görünüşlerde değil ayrıntılarda gizliydi. Mütecessis olması gerekiyordu insanın ayrıntılara ulaşabilmesi için. Oysaki tecessüs sözcüğü bile ne yazık ki “merak” olarak telaffuz ediliyor çoğu zaman. Pek tabii ki merak anlamına da gelir bu sözcük ama bu merak öğrenme merakıdır, ayrıntılara girerek gerçeğe ulaşabilme merakıdır. Yani merakın üzerinde bir haslettir bu.

Neyse, biz sadece söz konusu kadehlere değil, geçmiş dönemlerde günümüze uzanan diğer geleneksel rakı kadehlerimize değinelim, pek tabii ki bilebildiğimiz kadarıyla.

Bu günlerde kullanmakta olduğumuz rakı kadehimiz yukarıda da vurguladığım gibi aslında şerbet bardağıdır. Araştırmacı tarih yazarı Reşat Ekrem Koçu eserlerinde bu konuya da değinmiştir, aynı Prof. Murat Belge hocamızın değindiği gibi. Limonata bardağının rakı kadehine dönüşmesi tamamen teknolojik gelişmeyle ilgilidir.

Bilindiği gibi ülkemizde elektrik kullanımı ilk kez 19. yüzyılın ikinci yarısının sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul’da kısıtlı olarak başlamış, 20. yüzyılın başlarında da daha yaygın halde kullanılır hale gelmiştir. İşte bu dönemde buz devreye girmiştir. Daha önceleri soğutma işlemlerinde sadece kar kullanılmıştır. Hem de asırlar boyu sürmüştür bu alışkanlık.

O dönemlerde en yaygın olarak kullanılan kadeh, “Leylekboynu” kadehi olarak tabir edilirdi. Söz konusu kadehin diğer adları ise “Bade” (İçki) ve “Tiryaki” kadehleriydi. Bizim yetişebildiğimiz hatta rakı yudumladığımız meyhanelerde rakı tiryakileri bu kadehe leylekboynu tabirinden ziyade “Duble” kadehi diyordu.

Leylekboynu kadehi “Yüksük” kadehin iki misli hacminde bir kadehtir. Kesik koni biçiminde, (dudak payı dâhil) dokuz-on santilitre hacminde, dip kısmı ağız kısmına oranla daha darca bir kadehtir. Dip kısmı dar olduğundan dolayı “Karlık”ların içindeki kara çivi gibi oturuverirmiş. Yüksük kadehi ise, “Tektekçi”lerin soğuk kesme “Tek” kadehi biçiminde bir kadehtir. Ancak, görünümü tek kadehi kadar zarif değildir. Aynı ninelerimizin dikiş dikerken kullandıkları yüksüklere benzerler. Zaten adı da oradan gelir. Çünkü ninelerimiz ev yapımı likörleri yaparken yüksükleri ile tadarlarmış.

Dile getirmiş olduğumuz bu kadehlerin rakının ilk kez üretildiği 16. yüzyılda, Fuzuli, Bâki ve Gelibolulu Mustafa Âli’nin dönemlerinde kullanıldığını pek sanmıyorum. Daha sonraki dönemlerde peyderpey kullanıma girmiş bu kadehler.

Eski dönemlerde duble rakı için bade ve tiryaki kadehleri kullanılırken, tektekçilerin tezgâh başı âlemlerinde tek (rakı) kadehi, yani dudak payı hariç dört santilitrelik kadehler kullanılırdı. Daha sonraki yıllarda, özellikle de Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından başlayarak çilingir sofralarımızın final etabında müdavimlere ikram edilen kahvenin eşliğinde sunulan likör için yüksük kadehleri kullanılır hale geldi.

Kesik koni biçimindeki tek ve yüksük kadehi hacim olarak hemen hemen orijinal “Viski” kadehiyle aynıdır. Viski kadehine Amerika’da “Shot” (Şat [Vuruş]), İngiltere’de ise “Dram” adı verilir. Viski bu kadehlerde “sek” olarak bir dikişte içildiğinden shot tabiri kullanıldığı bilinir. Dram ise bir defada içilen şey, yudum ya da “cura” anlamına gelir.

Ayrıca, bu kadehlerde viskiyi içen kişi elinin tersiyle ya da yumruğuyla ağzını siler ki bu hareket geleneksel içki kültürümüzde “Yumruk Mezesi” tabir edilen hareketin hemen hemen aynısıdır. Gerek ülkemizde, gerekse Batı dünyasında kullanılmakta olan kadehler hacim ve biçim (dizayn) olarak birbirlerine benzerler.

Bundan da Batı içki kültürünün Doğu’dan, Doğu içki kültürünün de Batı’dan etkilenmiş olduğu ortaya çıkar. Bu kadar benzerlikler tesadüfî olamaz çünkü. Ama daha ziyade “İpek Yolu” sayesinde batılılar bizden çok etkilenmişlerdir.

Bir de geçmiş dönemlerde kullanılmış olan “Bülbüli” kadehler vardır. Bülbüli sözcüğü “emzikli su kabı” ve şarap kadehi için kullanılmıştır. “Belbele” sözcüğünün anlamı da “emzikli su kabı” ve “sürahisi”dir. Hatta “Rakı İbriği” anlamına bile gelir. Belbele, bülbüle, ve bülbüli sözcükleri gerek anlam, gerekse telaffuz bakımından birbirlerine çok benzerler. Emzikli su kabı, yani biberonla sütten, sudan başka ne içilebilir ki? Pek tabii ki “Aslan Sütü” olabilir bu.

Bir de adı “Küçük Kâse” ve “Bardak” anlamına gelen “Bülbül Çanağı” kadehleri vardır. Bu kadehlerin büyücek olanlarına da “Şarap Çanağı” tabiri kullanılır. ‘Bülbül Çanağı’ dudak payı hariç dört santilitre hacminde bir kadehtir. Uzun ayaklı “Bülbül Ağzı” kadehinin yayvanca ve ayaksız olanıdır. Kulüp Rakısı’nın etiketine dikkatlice baktığımız zaman etikette tasvir edilen kadehlerin ‘Bülbül Ağzı’ kadehleri olduğunu net olarak görürüz.

Şen ve esen kalın…

 

Yazarın diğer yazıları