Fıstık gibi adam: Bruce Springsteen

okuma süresi 8 dakika
Söyleşilerinde “Bu kadar saat böyle bir enerjiyle sahneye nasıl dayanabiliyorsun” sorusuna sık sık, “Sahneye çıkmakta ve o enerjiyi stabil tutmakta bir sorun yok. Sorun oradan inmekte.” diye cevaplıyor.

Evde Bruce Springsteen konseri seyrediyorum. Yanımda da 3 yaşındaki oğlum Ali İlyas var. İlgiyle seyrediyor o da. “Baba bak elektrikli gitar, bu davul” diye tanıdığı enstrümanları söylüyor, kafasını iki yana ritmik sallıyor. Baktım hoşlandı, “Neye benziyor oğlum bu abi?” dedim. Hiç düşünmeden “Antep fıstığına” dedi. Dahası, bu olduktan 15 gün kadar sonra, ben yazıyı bağlarken, Ali İlyas’a tekrar sordum. Hemen hatırlayıp aynısını söyledi: Antep fıstığı. Hakikaten en güzel kelimeyi buldu Patron için: Fıstık gibi adam.

Fıstık gibi adam. Her şeyden önce celebrity ketumluğunun, kibirinin zerresi yok. Kimseye yalancı demek istemem ama Bob Dylan’ın asla aslında ne düşündüğünü bilemezsiniz. Frank Zappa bir çok lafını alıntı haline getirilsin diye eder. Ne bileyim Little Richard samimiyet krizleri geçirirken nasıl uydurukçudur. Yıldız kısmı samimi olursa da işler karışır. Ne bileyim Elvis, Hendrix, Joplin, Morrison, Cobain filan daha az ünlü olsalardı bugün yaşıyorlardı büyük olasılıkla. Hoş Patron’un da ‘80’lerde, Born in the USA’nın müthiş ticari başarısının ardından, “N’oluyor, bu milletin tapındığı maço adam ben değilim. İstediğim de bu değil zaten.” düşünceleriyle başlayan zor günler geçirdiği, depresyon çektiği hatta intihara heveslendiği biliniyor.

Hakikaten zor olmalı tek taraflı bir hayranlık ilişkisini sırtında taşıyıp da samimi ve sağlıklı kalmak. İhtimal helada yazdığın şarkı için deliren ve hiç tanımadığın milyonlar olması tasavvur sınırlarımı zorluyor.

Neyse ki bildiğimiz anlamda rock yıldızı fenomeninin sonu geliyor. Stadyum konserleri en büyük örneği. Hoş altın yıllarında da stadyumda konser izlemek külfetli bir işti. Akustik sorunları, sahnede aspirin kadar görünen yıldızlar, müzikten çok sahne şovundan ibaret işler filan bana hiç sıcak gelmedi. Artık stadyumların hiçbir şekilde o eski halinden eser yok. Bruce ayrı tabii. Bu konuya döneceğim.

Artık eskimiş bir tartışmayla kimseyi provoke etmek değil niyetim ama rock tanımlaması, güncel bir müzik türü tanımı olarak ne kadar kullanışlı şüpheliyim. Bana sorarsanız, son büyük rock grubu ilk büyük olanıydı, The Beatles idi o da. Aynı şekilde Elvis de ilk ve son büyük rock yıldızıydı. Tuğrul abiyi (Eryılmaz) sinirlendirmek istemem ama diğerleri hep bir gram eksik oldu. Bu ‘50’lerdeki hadi ‘60’lardakilerin basitçe eğlenerek yaptıkları kadarını bir daha kendileri bile beceremedi. ‘60’ların sonuna dayanıp eğlenceleri azaldığında yıldızları söneyazdı.

Rock yıldızları oluşmuş müthiş enerji ve heyecan ortamını bir adım ötesine geçireyim derlerken ‘60’larda devrimci misyonerlik faaliyetleri başgösterdi. Bir yanda San Fransisco dolaylarından çiçek çocuklar, New York civarının böcek çocuklarıyla birlikte ‘70’lerin görkemli sofistike faaliyetlerine zemin hazırladılar. İşler ‘70’lerin o bol TIR’lı az heyecanlı yıllarında içinden çıkılmaz hale gelince ‘70’lerin sonunda hepsine birden punk cevabı geldi.

Derken rock müzik ‘80’lerden itibaren hepten endüstrileşti. Birbiriyle pek zor karşılaştırılır şekillerde küresel popüler müzik dünyasına neredeyse hepten sahip oldu.

Bugün işler değişti. Faal popüler müzikler içinde rock müzik tam olarak neyi anlatıyor, neye tekabül ediyor derin konu. Affınıza sığınarak  en azından bende pek bir heyecan yaratmadığını söyleyebilirim ama.

Bruce Springsteen ise bu hal ve gidişin hep dışında oldu. O, bir yol çizdi kendine, bildiği gibi gitti. Bugün yaşıtları büyük oranda eskilerden ekmek yerlerken Bruce her albümünde taptaze, inadına heyecan yaratıyor. Misal AC/DC’nin yeni albümleri neredeyse hatır için alınırken Bruce müziğe dün başlamış gibi.

AC/DC örneğini boşuna vermedim. O ve Bruce Springsteen stadyum konseri işini eski coşkusuyla götürebilen iki isim. AC/DC hakikaten müthiş. Seyrettim, oradan biliyorum. Ama eski şarkılarıyla. AC/DC’nin Black Ice’ı bir stadyumda baştan sona çaldığını düşünsenize. Üçüncü şarkıda boşalır stadyum. Bruce ise saatlerce (250 saat kesintisiz sahnede kaldığı oluyor) süren konserde milyonluk sahne şovlarına bakmadan, sadece kendi enerjisiyle tabiri caizse “kasıp kavuruyor”. Bir konserde bütün seçtiklerine ek olarak bir albümü başından sonuna çalıyor misal. Vaktinde Roll’da kullanılan başlıkta olduğu gibi: “Koca stadyumu mahallenin barına” çevirebiliyor.

bruceconcert

Bu yazıyı yazarken Murat Meriç’i aradım. Bana henüz kısmet olmamıştı ama onun Prag’da Stadyumda 3,5 saatlik bir Bruce Springsteen konseri seyrettiğini biliyordum ve birdirbir.org’daki heyecanlı yazısını okumuştum. Murat telefonda da hemen heyecanlandı ve neredeyse konseri tekrar yaşadı. Patron farkı. Üzerinden vakit geçse bile heyecanı sürüyor. Enerjisi bir kenara Springsteen’in beni en çok sabırsızlığı etkiliyor. Murat’ların konserde de yapmış, konserine anons edilen saatten erken çıkmış. Kuliste sıkılınca kendisini sahneye vaktinden epey evvel atan bir rock yıldızı olabilir mi?

Söyleşilerinde “Bu kadar saat böyle bir enerjiyle sahneye nasıl dayanabiliyorsun” sorusuna sık sık, “Sahneye çıkmakta ve o enerjiyi stabil tutmakta bir sorun yok. Sorun oradan inmekte.” diye cevaplıyor.

1978’de Rolling Stone’un kapak yazısında Dave Marsh, müziğe Springsteen kadar adanmış görünen birisinin bir karısı, evi, çocukları olabileceğini düşünemiyor insan demiş. Springsteen, ‘92’de şöyle cevap veriyor buna (biraz serbest çevirdim, affedin): “Bir çok insan aynı şeyi söyledi bana. Ama bir süre sonra bu rahatsız etmeye başladı. Bunaldım. Bu şimdilik bir şaka ama uzun bir yolun sonunda kötü bir şaka haline gelecek dedim. İnsanlar için şarkılar yazan ve insanların hayatlarını etkileyen ama kendi başının çaresine bakamayan heriflerden birisi olmak istemedim hiç. Ama oldum.” dedikten sonra kendini kontrol etmek için harcadığı çabayı anlatmış. Ve eklemiş: “Şimdi görüyorum ki hayatımın en mutlu günleri gitarımı elime aldığım ve onu bırakmayı öğrendiğim gündü.”

bruce

Aynı söyleşide, 6 Ağustos 1992 Rolling Stone’da, James Henke’e, “Ölene kadar müzisyenim. Sonsuza kadar müzik yapacağım. Enerjiyle ve tutkuyla sahnede olmadığım, gürültülü bir şekilde gitar çalmadığım bir zaman tasavvur edemiyorum. 60’ımda yahut 65’imde de böyle yapıyor olacağım” diyor. Eh. Bugün tam 64 yaşında olduğuna ve daha uzun yıllar enerjisini koruyacağı göründüğüne göre sözünün eri diyebiliriz.

Patron, Bruce Frederick Joseph Springsteen adıyla 23 Eylül 1949’da doğmuş ve büyük oranda New Jersey’li olmuştur. Sadece ABD’de 64 milyon albüm satarak Aerosmith’in altında Madonna’nın üstünde bütün zamanların en çok satan onbeşinci müzisyenidir. Bütün dünyada 120 milyondan fazla albümü satılmıştır. 20 Grammy, iki Altın Küre, bir de Oscar’ı vardır.

“Patron”luğunun bütün bu iktisadi başarılarıyla bir ilgisi yok tabii. Zaten patronlardan pek hazzetmediği için bu lakaba da bayılmıyor. Sen hem işçi sınıfının sesi ol hem de Patron desinler. Olacak iş değil. Patronluğu 1960’ların sonunda trio’ları Earth ile New Jersey kulüplerinde çalarken olur. Kulüpten parayı alıp grup elemanlarına dağıtma işi üzerine kalmıştır. Daha önce her nedense “Doktor” lakabıyla anılan Springsteen’e o günden itibaren “Patron” lafı yapışır kalır.

Araya reklam almak gibi olacak ama ben Earth’ten önceki grubu, ‘60’ların ihmal edilmiş ismi Castiles’dan bahsetmek istiyorum biraz. David Remnick’in New Yorker’da çıkan (Sadece Facebook’ta 33 bin kere paylaşılmış) 17 sayfalık enfes Bruce Springsteen profilinden aktarıyorum: Adını vokalistin sevdiği sabunun markasından alan grup birgün bir akıl hastanesinde sahneye çıkar. Hastanede yatanlardan birisi dinledikten sonra heyecanla bağırır: “Beatles’tan daha iyi”.

Beatles’tan daha iyi pek az şey var bu hayatta tabii. Ama Castiles da hakettiği yeri bulamamış rock grupları arasında. Tavsiyem, küçük bir Youtube aramasıyla kararı sizin vermeniz.

Castiles’tan bu yana hep aynı şeyi farklı şekillerde yapan, bize gitarıyla hikayeler anlatan biricik Bruce Springsteen’in yepyeni stüdyo albümü yolda. High Hopes ile yine enerjik, yine dikkat çekici olacağına, yeni hikayeler anlatacağına hiç şüphe yok.

Başta yaptığım vurguya dönmek istiyorum. Sanırım Bruce Springsteen’i görkemli, vazgeçilmez ve biricik yapan müziğinden sahnesine, söyleşilerine, yürüyüşüne, gülüşüne her bir parçasına güzelce sinmiş samimiyeti. Çok samimi. Hatta şöyle söyleyeyim, korkutucu derecede samimi. Gandhi, otobiyografisinde hayatını cinsel oruç esnasında çektiği erotik eziyetlere kadar anlatır. Bana hep onu hatırlatıyor. Pek çok forumda geçtiği gibi Bruce Springsteen söyleşilerini okurken bir arkadaşının anılarını dinliyor gibi hissetmek bundan.

High Hopes

14 Ocak 2014’te yayınlanacak olan High Hopes, Patron’un onsekizinci stüdyo albümü.

Albüme adını veren ve 25 Kasım’da single’ı ve videosu yayınlanan şarkı, 1987’de yapılmış bir Tim Scott McConnell bestesi. 1995’te Springsteen tarafından kaydedilen bu leziz şarkı 1996’da Blood Brothers EP’sinde yayınlanmıştı zaten.

Albümde E Street Band üyeleri dışında öne çıkan isim Rage Against the Machine’den Tom Morello. Morello, şarkıların neredeyse hepsinde gitar çalıyor. 1995 çıkışlı The Ghost of Tom Joad’da vokal de yapmış. Yine eski bir (2001) Springsteen şarkısı olan dokunaklı American Skin (41 Shots) bu albümde de var. Şarkı, 1999’da New York’ta polis tarafından vurularak öldürülen 23 yaşındaki Gine’li göçmen Amadou Diallo’yu anlatıyor.

Bir başka 2001 Springsteen şarkısı Harry’s Place. Hemen söyleyelim Wikipedi’nin ve bir çok web sitesinin söylediği gibi ertesi yıl yayınlanan Rising albümündeki Mary’s Place şarkısıyla ilgisi yok.Harry’s Place, 2002 başında E Street Band ile birlikte Alanta’da diğer Rising şarkılarıyla birlikte kaydedilmiş ama albüme girememiş. Ayrıca Heaven’s Wall, Down in the Hole, ve Hunter of Invisible Game de 2002-2008 arasında kaydedilmiş Springsteen şarkıları.

High Hopes çok sürprizli bir albüm değil. Bir kere şarkıların çoğu cover. Şu sıra konserlerinde de söylediği Just Like Fire Would, Avustralyalı punk grubu The Saints’in 1986 single’ı. Springsteen’in başka bir yorumuyla Wrecking Ball turnesine katılanlar şerefine videosu da yayınlanan Dream Baby Dream, punk ikilisi Suicide’ın 1979 single’ı.

Milliyet Sanat Dergisi Ocak 2014’te yayınlanmıştır.

Not: Tabii bu arada albüm yayınlandı. Aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:

Bruce Springsteen – High Hopes

About The Author

Diğer yazılar

Copyright © All rights reserved. | Newsphere by AF themes.