Emine Tusavul: “Maden olmasaydı edebiyat, kendisini tamamlayacak iyi görselin lezzetinden mahrum kalmış olurdu.”

OKU Etiketler: , , , , - , 14:12 Gönderen: Editör

madenportre

Sait Maden olmasa ne olmazdı Türkiye yayıncılığında?

Grafik tasarımın en ilkel biçimde iletişim olduğuna inanıyorum ben. Söz’e gerek duymadan renk, biçim, simgelerle anlatıyorsunuz derdinizi. Sait Maden bir yandan “söz”ün gücüne özellikle de şair kimliğiyle inanan ama sözsüzlük olduğunda da “söz”den çok daha kuvvetli imgeler yaratabilen bir sanatçı. Hatta kimi zaman içeriğin bile önüne geçen kuvvette görseller sunmuş yıllarca kitap ve dergi kapaklarında. Sekizbinin üzerinde kitap ve dergi kapağı tasarımdan bahsederken sadece sayılardan değil aynı zamanda kişisel bir grafik tasarım akımının oluşumundan da bahsediyoruz. O olmasa, tatsızlık olurdu bence Türkiye yayıncılığında. Edebiyat, kendisini tamamlayacak iyi görselin lezzetinden mahrum kalmış olurdu. Ve kendine uygun giysiyi bulamamış olurdu öyküler.

Birçok yeteneği var Sait Maden’in. Herhangi birini ötekinin önüne koymalı mıyız?

“Yetenek”, evet ve daha çok çalışkanlıkla bütünleşmiş merak demek isterim. Yetenekleri dediğimiz hep birbirini besleyen, çoğaltan konular. Tasaramcı, sanatçı, çevirmen, şair. Bir sanatçının vazgeçilmezi çok yönlü olmak. “Herhangi birini diğerinin önüne koymalı mı?” gibi bir soruyu kendisine sorsabilseydik keşke. Bugün bana sorduğunuzda grafik tasarımcı kimliğini öne koyacağım, bir şaire sorsanız paha biçilmez şiir çevirlerini.

Sait Maden deyince aklınıza hangi şehir geliyor?

İstanbul. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okumuş birisi, Türkiye’nin neresinden gelirse gelsin, o okul yıllarında Boğaz sularıyla ve manzarasıyla öylesine iç içe olur ki o artık İstanbulludur. Okulun ön kapısından girersiniz, hemen ardındaki deniz ışığı alır gözünüzü. Rıhtım hakimdir okula. Çaylar orada içilir, arkadaşlıklar orada gelişir, atölyeler oraya bakar. İstanbul, gün batımı, balıkçısı, kızkulesi, martısı, rutubeti, kokusuyla sarar öğrencileri.

Tabii sonraki yıllarını Cağaloğlu’nda geçirmiş, Çiçek Pasajı’nda muntazaman içkisini içmiş, Kadıköy vapuru müdavimi biri olduğunu da unutmuyoruz Sait Maden’in.

Yaptığı kitap kapakları neyi değiştirdi memlekette? Sizin için vazgeçilmez olanı hangisidir?

Tasarladığı kitap kapakları birer grafik tasarım proje dersi niteliğinde. Türk kitap kapakları ilk kez onun tasarımlarıyla gerçek anlamda evrensel grafik bir dile büründüğünü görüyoruz. Tasarımın bir öyküsü olmalıdır, bir çıkış noktası, ana fikri. O kapakların her birinde bu açıkça var. Sadece içerik yansımaz kapağa; aynı zamanda kitabın çekiciliği, heyecanı da iletilir okuyucuya.

Benim için vazgeçilmez olanını belirlemek gibi bir seçim olamaz çünkü ben Sait Maden işlerini bir genel grafik dil olarak algılayarak, benimseyerek büyüdüm. Akademi’nin ilk yıllarında hepimiz genç Sait Maden özentileriydik. Bildiğimiz oydu. O işleri üretenin o olduğunu bilmememize rağmen gözümüzün seçtiği oydu. Ürettiklerimiz onun dilinin devamıydı. Geçenlerde açılan “Babıali’nin Kapak Ressamları 1920 -1970” sergisinde bunu bir kez daha düşündüm. Dünyaya kapalı bir Türkiye’de, Maden kendine öz tasarım dilini ne güzel, ne de oturaklı hem de ne çağdaş biçimde oluşturmuş.

Yine de isterseniz üç kitap kapak örneği sunalım. Sözünü ettiğim sergide bu kitap kapaklarının fotoğraflarını çektiğimde henüz Maden hayattaydı.

s.maden 1 s.maden2 s.maden 3

Grafik tasarıma yeni başlayanlar için, kapakları incelerken tasarımın incelikleri kapısını açan sorular:

Öykü nasıl iletilmiş?

Ne kadar az renk kullanılarak, çoklu renk etkisi nasıl verilmiş?

Artı ve eksi tasarım alanları arasındaki dengeler nasıl değerlendirilmiş?

Tipografi özgün mü? Hazır fontlar mı kullanılmış?

“Tasarımda gerilim” ne biçimde ele alınmış?

Soyut biçimlerin güç etkisi ne?

Teknik olanaklar kullanımı olarak ele alınırsa, ne gibi teknikler bir araya getirilmiş?

(Tüm cevaplar olabildiğince net ve kolay kurgulanmış gibi görünen ve bir o kadar da ustalık içeren Sait Maden tasarımları kapsamındadır.)

Hiç unutamadığınız tercümesini sorsam ne dersiniz?

“Eyvah!” derim. “Ben görselciyim ama” diye itiraz ederim. “Tercümeyi bir kenara koysak, anket sorusu gibi olmuş.” derim. “Gelin, kendi şiirlerinden birine göz atalım; hem de bugüne ne uygun.” derim.

Söz! Dışarı Çıkma Saati.

Yazarın diğer yazıları