Grup Vitamin’den İsmail…

EHLİKEYİF GÜNDEM, OKU Etiketler: , - , 14:58 Gönderen: Semih Öztürk

Adsız

Gökhan Semiz’in güzel hatırasına…

Anasına avradına bir güzel sövdüm İsmail’in. Balkondaki elmaların hesabını sormam lazımdı. Eve elma yağdırmak nerede görülmüş, hangi çağda yaşıyoruz anasını satayım! O sinirle fırladım çıktım evden. Sırtına mızrak saplanmış boğalardan farkım yoktu. O yokuşu bir solukta nasıl tırmandım hâlâ hatırlamıyorum. Dayandım kapılarına, kapıyı babaannesi açtı. İsmail’i sordum. Kubilay dayısıyla çarşıya dondurma yemeye gittiklerini söyledi. Sinir beynime çıkmıştı. “Söyle İsmail’e beni bulsun, az biraz işimiz var onunla Gülsüm yenge.” deyip eve geri döndüm. Yolda İsmail’in köpeği Kolombo’yu gariban bir sokak köpeğinin üstünde uygunsuz vaziyette görünce Allah yarattı demeden ver ettim odunu. Güpegündüz ırzına geçiyordu garibanın. Yanına mı bırakacaktım? Bütün hıncımı Kolombo’dan almıştım ama olsun. Hayvan inleye inleye gözden kaybolmuştu. Aklım yine İsmail’deydi, bir şekilde hesap sormam lazımdı.

O yaz İsmail’le aramız açıldıktan sonra mahallede tek başıma dolaşır olmuştum. Dayısı ve kuzenleriyle aralarından su sızmıyordu. Yüzmeye, internet kafeye, sahil gezmesine beraber gidiyorlardı. Hatta Erdem İnternet Kafe’de takılan arkadaşlar geçen gün İsmail’in beş milyonluk masa açtırdığını, oyun oynarken tost söyleyip üstüne bir de kola içtiğini söylemişlerdi. Ne yalan söyleyeyim kıskandım. Beş milyonluk masa açtırıp tost yemek, üstüne utanmadan bir de kola içmek nerde, biz nerde. Ama değirmenin suyunun Kubilay dayısından geldiği belliydi. Babam söylemişti, adam gümrükte çalışıyormuş. Kubilay’da para olmayacakmış da bizde mi olacakmış. Kaçakçılıktan tut rüşvete kadar her türlü yol varmış. Zaten ilk karısından da bu yüzden boşanmış. Mahalleye gelip kara para aklıyormuş, Şevket ağbinin büfesine ortak olacakmış.

Bizim malum olaydan bir hafta sonra, balkonda oturmuş radyo dinliyordum. Önce Burak Kut, sonra Sinan Özen, ondan sonra da Mirkelam çaldılar. Ben Grup Vitamin çıksın diye beklerken yoğun aşk temalı şarkılara maruz kalmıştım. Olacak şey değildi. Hazır annem de evde yokken radyoyu arayıp istekte mi bulunsam acaba diye düşünürken İsmail’in dayısının lacivert kamyoneti büfenin önünde durdu. Şevket ağbi elindeki poşetleri camdan içeri uzattı, poşetleri İsmail’in aldığını görünce yerimden doğruldum. Ön koltuğa oturmuş şerefsiz, belli ki hava atacak. Akşama âlem yapacaklardı anlaşılan, biralar, çerezler falan… Hiç bozuntuya vermeden balkonun demirlerine yaslandım. Araba bizim evin önünden ağır ağır geçerken göz göze geldik İsmail’le. Önce işaret parmağımı “Sen bittin oğlum!” der gibi salladım. Daha sonra da aynı parmağımla boğaz kesme hareketi yaptım.İsmail iti saldırımı karşılıksız bırakmadı, bilek arasını avucunun içinde öyle bir şaklattı ki bütün mahalle yüzüme tükürdü sandım.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra çıktım evden. Canım çok sıkılıyordu. İsmail’le yüzleşememiş, küstüğümle kalmıştım. O kadar zaman geçmişti ve hâlâ bizim evin oralara uğramıyordu. Neden uğrasın, dayısı var adamın. Arabayla gezer, yüzmeye gider, internet kafede istediği kadar takılır… Şevket ağbinin büfesinin önündeki boş kasalara oturmuş derin düşüncelere dalmıştım. Nerede yanlış yapmıştım acaba? Bütün bu olup bitenler birer sınav mıydı? O sırada Şevket ağbi büfeden çıkıp yanıma yaklaştı. “İşin yoksa göz kulak ol dükkâna, ben bankaya kadar geçip geleceğim. Yarım saate buradayım, soran olursa söylersin.” deyip bastı gitti. Ben de dükkâna girip kasanın başına oturdum. Kendime oralet söyledim. Yarım kalan bulmacada bildiğim soruları çözdüm. Resimdeki sanatçıya kaş, göz, bıyık sakal çizdim. Şevket ağbi üç harfli “Bir ilimiz” sorusuna Kars yazmaya kalkışmış. Sonra hatasını anlayıp üstünü karalamış. En sevmediğim şey.

Olacak gibi değildi. Ne gelen vardı ne giden. Şevket ağbi çıkalı neredeyse bir saat olmuştu. Televizyonda bir iki tane çizgi film izledim ama kesmedi. Esnaf olmak bana göre değildi. Kesin bir okul kazanıp gitmeliydim buralardan. “Büyüyünce ne olacaksın yavrum?” sorusuna aklı başında cevaplar vermenin zamanı gelmişti. Yoksa durum çok açıktı, elâlemin dükkanında çırak diye harcanır giderdim. Her işe beni koşarlar, itin köpeğin maskarası olurdum. Ben bunları düşünürken mavi kamyonet yavaşça durdu büfenin önünde. Dayısı önde İsmail arkada büfeye girdiler.

“Şevket ağbin yok mu genç?”

“Az bankaya kadar gitti.”

“İyi… Ben birazdan yine uğrarım. Gelince söyle bir yere kaybolmasın.”

“Söylerim.”

Sinirden elimdeki tükenmez kalemi sıkıyordum. İsmail efendi rahat rahat mahalleme gelmiş, mekânımda artistlik yapıyordu. Olacak şey mi! “Ben bunun da hesabını sorarım sana.” diye içimden geçirirken dayısı İsmail’e büfede beklemesini, kendisinin biraz sonra döneceğini söyledi. İsmail itiraz etmeye fırsat bulamadan dayısı gazı kökledi. Suratıma istem dışı bir gülümseme yerleşmişti. Yerimden doğrulup büfenin önüne çıktım. Esnaf edasıyla altıma bir kasa çekip İsmail’i yanıma çağırdım.

“Güneş kafana geçer, gel gölgede bekle.”

“Gerek yok.”

“Artistliğin kime oğlum?”

“Ne artistliği lan?”

“Lanlı lunlu konuşma benimle lan! Babaannene haber bıraktım, neden yanıma uğramadın?

“Söylemedi bir şey.”

“Yalanlarını sevsinler senin. O elmaların hesabını vereceksin oğlum! Tek tek yedireceğim o elmaları sana.”

“Hak ettin.”

“Neyini hak ettim lan neyini hak ettim?”

“6-C ‘deki Buse’ye teklif etmişsin.”

“O mesele öyle değil. Ben kızı Mert’e ayarlamaya çalışıyordum. Kız kabul etmeyince laf çıkarmışlar hakkımda. Tamamen kızların orospuluğu anlayacağın…”

“Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanıyor oğlum o kız. Dershane denemesinde ikinci oldu. Zehir gibi kafa var.”

“Sınava daha iki sene var oğlum. Hem sana ne Buse’den?”

“O kıza bir daha yaklaşırsanız belanızı s.ktiririm dayıma! Ayrıca seni Kolombo’yu döverken görmüşler, tenhada karşıma çıkma oğlum!”

İsmail en son cümlesini kurarken büfenin kepenklerine öyle bir yumruk indirdi ki ne yapacağımı şaşırdım. Tanımayan birisi görse deli gücü var bu çocukta derdi. Karısı kızı batsın, dertsiz başımıza dert aldık diye düşünüp büfeye girdim. Benim arkamdan da Şevket ağbi geldi. Bankada “haddinden fazla” kuyruk varmış, ayılıp bayılanlar olmuş, işini halledemeden çıkıp gelmiş.

“Gelen giden oldu mu?”

“Üst mahalledeki İsmail’in dayısı geldi.”

“Bir şey söyledi mi?”

“Gelince beni beklesin, dedi.”

Şevket ağbi büfede beklememin karşılığında cebime beş milyon koydu. Önce kabul etmedim, “Erkek adamsın, bulunsun oğlum yanında. Utanma.” falan deyince aldım parayı. Teşekkür edip büfeden çıktığım sırada annemle babama rastladım. Annem evin anahtarını cebime sıkıştırdı, yemeğimi ısıtıp hazırladığını söyledi. Babamla hasta ziyaretine gidiyorlarmış, bir saate dönerlermiş. Annem evi yeni toplamış, ortalığı dağıtmayacakmışım.

Odama girip radyoyu açtığımda Şevket ağbinin verdiği parayla ne yapabilirim onun hesabını yapıyordum. “Abur cubur alsam değmez, en iyisi kumbaraya atmak. Bu zamanda tutumlu olacaksın.” Keyfim yerine gelmesine gelmişti ama aşağıdan birileri bağırıyordu. Balkona çıktım. İsmail ve kuzenleri toplanıp beni dövmeye gelmişler.

“Adam mı oldunuz da ev basıyorsunuz lan!”

“İnsene oğlum aşağıya, yemiyor mu?”

“Lan senin o kadar yiyordu neden tek başına gelmedin?”

“Sen gel ben sana göstereceğim. Buse benim ulan benim!”

Aşağıya indim ve erkekler gibi dövüştüm. Yediğim tekmenin, şamarın, tükürüğün haddi hesabı belli değildi. İsmail dayısının biralarından aşırıp içmiş, kafayı bulunca da kuzenlerini toplayıp kapıya dayanmış. Zar zor Şevket ağbi aldı beni ellerinden. Hasta ziyaretinden dönen annemle babam da gelince tuz biber oldular meseleye. Annem sen nasıl olur da itle kopukla dalaşırsın diye milletin içinde beni bir güzel haşladı. Babam çocukları kapıdan kovdu, bir posta da eve çıkınca annemden dayak yedim. Salya sümük ağlaya ağlaya odama gittim, yatağın köşesinde oturup ağlamama orada devam ettim. İçimden anneme de küfür ettiğimi fark edince sustum, sümüğümü annemin pazardan aldığı dandik marka eşofman üstüne sildim inat olsun diye. O sırada radyoda çalan şarkı bitti ve sunucu sıradaki şarkıyı anons etti. “Grup Vitamin’den İsmail!”

Yazarın diğer yazıları