Nazlı Berivan Ak: “Çok konuştuk, çok anlattık, çok dinledik, çok da eğlendik.”

OKU Etiketler: , , , , , - , 13:10 Gönderen: Editör

london book fair

Evvela şunu sormak istiyorum. Londra, telif fuarı mı perakende fuarı mı? Bizim TÜYAP üzerinden anlatırsanız daha açıklayıcı olur sanıyorum.

Londra, Frakfurt ile birlikte yazarların kendilerine yayıncı aradığı, ajansların yayınevleriyle buluştuğu, yayıncıların kitap listelerini sıcağı sıcağına inceleyip tekliflerini verebildikleri bir edebiyat ve yayıncılık buluşması, temel olarak da bir telif fuarı. Dahası kitaba dair her türlü yan ürün de bu çatı altında görücüye çıkıyor, anlaşmalar yapılıyor. Bahsettiklerim işin profesyonel yönü, bir de kültürel yönü var tabii. Fuarda üç gün boyunca söyleşiler, paneller, performanslar gerçekleşiyor; yazarlar okurlarıyla, üstelik tüm dünyadan okurlarıyla buluşuyor, söyleşiyor, derdini anlatma şansı buluyor. Çevirmenler kendilerini anlatıyor, yayıncıları tanıyor. Yine Londra Kitap Fuarı’nın ayırt edici ve çok önemsediğim bir başka yönü, matbaa, dijital yayın, yayıncılığa dair yeni yazılımlar ilk kez bu organizasyonda profesyonellerle buluşuyor. Sektörü, pazarı tanımak, yenilikleri takip etmek için fuar önemli ve gerekli.

nazliberivanak

Bu sene “odak ülke” Türkiye’ydi ve yayıncılar/yazarlar neredeyse çıkarma yaptı Londra’ya. Hakikaten faydalı geçti mi? Yoksa biz bize mi eğlendik gene?

2013 Londra Kitap Fuarı’nın odak ülkesi Türkiye’ydi, her ne kadar üç günlük fuar alanında gerçekleşen etkinlikler konuşulsa da, aslında dört aya yayılan bir etkinlikler bütünüydü odak ülke misyonu. Türkiye, Ulusal Komite koordinatörlüğünde İstanbul Ticaret Odası, Yunus Emre Enstitüsü, Londra Kitap Fuarı, British Council, İngiliz Yayıncılar Birliği ve Literature Across Frontiers ile birlikte yüze yakın kültürel ve profesyonel etkinlikle Londra Kitap Fuarı’nda yerini aldı. Bunu önemsiyorum, Türk yazarların performanslarını böylesi dört ay süren bir ekinlikler dizisinde takip etmek kolay değil tabii. Katıldığım okuma, söyleşi ve paneller üzerinden değerlendirmeler yapabilirim. Açılış günü konuşmasıyla Elif Şafak etkileyiciydi, çevirinin, farklı dillere ulaşmanın önem ve gücünden söz etti ve bu vurgu çok önemliydi. Ataol Behramoğlu “Türkçenin Şiirselliği” başlıklı söyleşide şiir yazımına dair önemli ipuçları verdi, bir noktadan sonra şiire meraklı dinleyicilerin soruları yönlendirdi sohbeti, çok da güzel oldu. Murat Uyurkulak “Edebiyat Sinema” İlişkisi başlıklı panelde romanı, romancılığı ve devamında görsel dünyada dönüştüğü yeni halleri özyaşam hikayesinden örnekler vererek paylaştı. Hakan Günday, Barış Müstecaplıoğlu, Ahmet Ümit üçlüsü Türkiye edebiyatında fantezi ve polisiye türlerini konuştular, kapalı gişe bir etkinlik oldu. Güvenli alanlardan çıkıp, birkaç çeviri eserden öteye bilinmeyen ve ciddiye alınmayan türlerde üretimde bulunmak büyük bir karar şüphesiz, bu karara nasıl varabildiklerinin hikayesini dinlemek eğlenceliydi. Özellikle Hakan Günday’ın her iki türü de deneyip sonunda tam da ikisinin arasında bir alandan devam ettiğini söylemesi hoş bir itiraftı. Murat Menteş’in Ned Bauman’la gerçekleşen söyleşisinden de söz etmeli. İnci Aral ve Murat Gülsoy’un katılımcı olduğu etkinliğin başlığı “Edebiyatın Geleceği”ydi. İnci Aral yazar okur geleneğinden söz ederken, Murat Gülsoy internetten doğan ve gelişen yeni edebiyat geleneğini anlattı, Menteş’in yeni edebiyat vurgusu ve üretim biçimleri savı önemliydi. Ned Bauman’ın Türkiye’de böylesine okunuyor ve seviliyor olmasına karşı duyduğu şaşkınlık ve mutluluk da görmeye değerdi. Murathan Mungan yine aklımda kalan biricik isim, kapanış konuşmasında fuarları Babil Kulesi hikayesi üzerinden yorumladı, ortak insanlık macerası ve tek bir dil sınırlamasıyla değil ama tek bir edebiyat inancıyla çıkılan yola dair sözleri ilham vericiydi.

LondraKitapFuariMuratMentes

Profesyonel programda yer alan yayıncılar, editörler, ajanslar da çok iyi iş çıkardı bence. TEDA projesinin konu edildiği söyleşide Amy Spangler Türkiye edebiyatının farklı dillere ulaşmasında yaşanan zorlukları ve TEDA üzerinden bakanlığın bu meseleye dair çözüm önerilerini paylaştı. Izleyiciler arasında çok sayıda yabancı ajans ve yayınevi yetkilisinin olması sevindiriciydi. Türkiye’de okurlara nasıl ulaşıldığına, yeni pazarlama trendlerine dair panelde de ben konuşmacıydım. Türkiye’deki entelektüel adacıkları, aralarındaki etkileşimi Afili Filintalar örneğini esas alarak anlattım, sosyal medyanın okurla yazar arasındaki sevimsiz uzaklığı kapatmaya başladığından, okurların sosyal medya üzerinden yönlendirmeleriyle yayınevlerinin yayın programlarına fazlasıyla katkıda bulunduklarından… Gelen sorular ile büyümekte olan Türkiye kitap pazarının bir merak konusu olduğunu ve çekim merkezi haline geldiğini sevinçle gördüm, gördük. Bu yönüyle profesyonel buluşmalar ve etkinlikler de Türkiye kitap pazarının tanıtımı noktasında fazlasıyla işe yaradı. Bilenler bilir, fuarlarda asıl anlaşmalar standlarda değil, akşamları düzenlenen partilerde yapılır, dahası partileri düzenleyen yayınevleri ve ajanslar arasında gizli bir rekabet olur. Bu yıl Anatolialit ve Kalem ajans da iki parti düzenledi, her ikisinde de ağırlıklı olarak yabancı ajans ve yayınevleri vardı, ben fuar geleneği içinde partilerin gücünü de düşünerek bu iki başarılı etkinliği de önemsiyorum. Soruya dönersek, biz bize de hep birlikte de çok konuştuk, çok anlattık, çok dinledik, çok da eğlendik.

Yurtdışından iltifat almak çok önemli mi? Yoksa iltifatın mahiyetine mi odaklanmalıyız? Ve tutarlı bir organizasyon muydu sizce Londra?

fotoğraf (5)

İltifat önemlidir, ister yurtdışından gelsin, ister yurtiçinden. Birkaç haftaya kadar yeni romanını yayınlayacağımız Alper Canıgüz önemli bir örnek burada. Hastası olduğumuz üç romanın yazarıdır Alper, okurlardan aldığı iltifatları sayıp dökmek anlamsız, küçük bir internet taramasıyla görülecektir. Yine aynı Alper Canıgüz kısa bir süre önce Almanca’ya çevrilen ikinci romanı Gizli Ajans’la, Almanya’da üç ayda bir yayınlanan dünya edebiyatının ‘en iyiler’ listesine giren ilk Türk romancı oldu. Listede, altıncı sırada yer bulan Nobel ödüllü Çinli yazar Mo Yan‘ı geçerek ikinci sırada yer aldı Alper. Yönetiminde Frankfurt Kitap Fuarı’nın da bulunduğu ‘Litprom’um (Afrika, Asya ve Latin Amerika Edebiyatını Tanıtma Derneği’nin) 2008′den beri her üç ayda bir yayımladığı ‘en iyiler’ listesine girdi Alper ve bu başarıyı kazanan ilk Türk yazar oldu. Alman basınında, en prestijli dergi ve televizyon programlarından söz ediyorum, yeni Türkiye edebiyatının biricik temsilcilerinin başında gösterildi, gösteriliyor. Oryantal duygularla yola çıkan, Batılı için Batılı takliti edebiyat dönemi kapanıyor, bunu müjdeleyen yazarların başında da Canıgüz geliyor diyorlar. İltifat almak çok önemli mi, sorunuza gelirsem, evet önemli, hem de çok önemli. Tutarlı bir organizasyon, başarılı bir etkinlikler dizini olduğunu düşünüyorum Londra Kitap Fuarı’nın. Standın tasarım güzelliği, gün boyu servis edilen Türk kahvesinin lezzeti değil ama köklü ve güçlü edebiyat geleneğinin temsilcileriyle çıkarma yapması iltifat almalı. Londra Fuarı’nda asıl önemli nokta şuydu: Ortak bil dil kurduğumuz anda, kibirli, müşkülpesent ve her türlü klişenin fazlasıyla yakıştırıldığı Avrupalılar fazlasıyla açık bu topraklardan kitap almaya, tercüme etmeye okumaya… Oryantalist siparişleri karşılamak zorunda değilsiniz, hatta tam tersi bir dünya ve edebiyat okumasıyla yapılan üretimler kıymetli artık. Denklik ilişkisini öğrenmek, sonsuz ve sınırsız defans halinden sıyrılmak gerekiyor artık. Özgüven ve doğru stratejiyle edebiyat(ımız) her kapıyı açacak, böyle düşünüyorum.

Önemli haberlerden biri Hasan Ali Toptaş’la ilgili gelendi. Orada nasıl karşılandı bu durum?

Kıymetli bir yazarın, başarı kazanması sevindirici bir durum şüphesiz ama asıl haber değeri olanın bu başarı olduğunu düşünmüyorum. Asıl mesele Emrah Serbes gibi, Barış Müstecaplıoğlu gibi, Ece Temelkuran gibi isimler nasıl oluyor da hala onlarca dile satılamıyor, haberse bu haber. Böylesi bir gelenek içinde tabii ki Türkiyeli yazarlar başarılar kazanacak, tabii ki farklı dillere en büyük baskı sayılarıyla satılacak, bu olması gereken şey. Tersinde bir sorun var, bunu irdelemeli, bunu haber yapmalı bence ve temel olarak suçu ‘onlar’a atmak yerine, kendi noksanlarımıza yönlendirmeli. Odak ülke olduğunuz bir yılda stratejinizi çok iyi kurmalısınız, en iyi katalogları hazırlamalı, en büyük adaları satın almalısınız fuar alanında.

Yazarın diğer yazıları