Uğur Vardan: “Rakı şişesinde balık olma zamanı…”

Genel Etiketler: , , , - , 11:59 Gönderen: Editör

canyucel

Mimariden heykele, sinemadan tiyatroya, yetmedi kürtaja ve çocuk sayısına kadar adım adım her bir şeyimizi ayarlayan iktidar, hayatlarımıza dokundurma hedefinde son olarak içkimize el attı. Önce “İlle de ayran” dedi, sonra biraz da içindeki ‘Dördüncü Murat’ aşkıyla kâğıt üzerinde ‘alkolik’ eğilimlere sahip olduğumuzu varsayarak yeni düzenlemelere soyundu. Malum tartışmalara birkaç gündür vâkıfsınızdır. Hatırlatılacak ilk madde, ‘Tiz bundan böyle’ fetvası sonucu saat 22.00’den sonra içki satışının yasak olması. İlk duyduğumda aklıma 1920’lerin içki yasağı döneminin ürünü Al Capone gelmiş ve ‘Küçük Amerika’ hayallerimizi bu denli geri götüren bir yasayla ‘Yeni dünya düzeni’ içindeki rolümüzde kimi küçük rötuşlar olacağını düşünmüştüm. Evet, ‘Küçük Amerika’ olmaya devam edeceğiz ama öte yandan sırtımızı sıvazlayan Obama’yla birlikte ‘Ortadoğu’nun büyük abisi’ olma yolunda en azından ‘Yeni Osmanlı’ kimliğimizi de daha bir netleştireceğiz. Olayı entelektüelize etmeye gerek yok; son hamle bal gibi hayatlarımıza, yaşama biçimlerimize, tercihlerimize, dünyayı bir içki kadehinden görme çabamıza ve isteğimize yönelik bir hamledir. Demokrasilerde iktidarlar daha iyi bir dünya isteğiyle yola çıkarlar ve bireylerinin özgürlükleriyle oynamak için oy istemezler. Hoş, içinde yaşadığımız Türkiye’de hâlâ demokrasiden bahsetmek mümkün müdür, bu elbette arkaik bir sorudur, ben sadece ideal bir fikir üzerinden hatırlatmada bulunmak istedim. Bir de yeri gelmişken konuya en hâkim metinlerden biri olarak Ahmet Hakan’ın cumartesi günü Hürriyet’te çıkan ‘Tane tane anlatıyorum: Hiç inandırıcı değilsiniz’ başlıklı yazısını öneririm. AK Parti’nin ‘sözde demokrasi’ sınavında kendi ülküleri açısından nereden nereye savrulduğunu çok iyi özetliyordu.

‘Peki yeni içki düzeni’nde nasıl çareler üretilebilir? Valla ilk elde bence çözüm ‘Nöbetçi eczane’ modelini ‘Nöbetçi bayi’ modeliyle geliştirmektir. Onca bayiyi gece 22.00’den sonra işlevsiz kılacağına her bölgede bir ya da iki ‘Nöbetçi bayi’yle soruna biraz nefes aldırmak mümkün. Gazetelerde, internet sitelerinde bu bayilerin isimleri yayımlanır ve ‘susayan’ vatandaşlara da imkân tanınmış olur.

Gelelim bu kanunun gerekçeli kararlarına… Başbakan “Kafası kıyak bir nesil istemiyoruz” dedi, ardından yardımcısı Bekir Bozdağ da “Sağlıklı nesiller yetiştirmek görevimiz” diye bu açıklamayı pekiştirdi. Demek ki ortada bir ‘Kafası kıyak, sağlıksız bir nesil’ var. Peki ama bu nesil nasıl sizi iktidara getirdi? Yoksa kastınız yüzde 49’lük dilimin böyle olduğu yönünde mi? Geçelim ve Uludere’ye, Reyhanlı’ya ve dahi Hrant Dink katliamına gelelim. Bütün bu cinayetleri ‘Kafası kıyak sağlıksız nesil’ mi işledi? Ya da yakın coğrafyamıza göz atalım; Irak’ta, Suriye’de son 10-15 yılda onca insan öldürüldü, öldürülmeye de devam ediyor. Onlarca patlama, onlarca suikast, onlarca eylem… Ortalık kan gölü. Sahi bütün bu vahşetin nedeni Ortadoğu’daki ‘Kafası kıyak gençlik’ miydi?

Neyse ki geldiğimiz bu noktayı Orhan Veli’ler, Can Yücel’ler görmedi. Söz şairlerden açılmışken ‘rahmetli’ Bülent Ecevit’in 1947’de Londra’da yazdığı o ünlü şiiri (‘Türk-Yunan’ şiiri) hatırlamadan edemedim: “…Önce bir kahkaha çalınır kulağına / Sonra Rum şiveli Türkçeler / O Boğaz’dan söz eder / Sen rakıyı hatırlarsın / Yunanlıyla kardeş olduğunu / Sıla derdine düşünce anlarsın…” Nereden nereye; geçmişin başbakanının yazdığı şiire bakın, bir de şiir okuduğu için içeri düşen ve özgürlük timsali olarak tekrar politik hareketin içine girerek başbakan olan şimdiki zamanın yöneticisinin Türkiye’sinde geldiğimiz noktaya… ‘Rakının bittiği yerdeyiz’ der, kadehimi Eluard-Livaneli ortaklığının ürünü ‘Ey Özgürlük’e kaldırırım…

Not: Son yasayla birlikte gelişmeleri ‘Emir’ telakki edecek kurumlar (Mesela TRT) birtakım şarkı, türkü, film ya da kitapları gündemleri dışına alacaklar diye düşünüyorum. ‘İspanyol Meyhanesi’, ‘İçki sigara benim tek dostum’, ‘Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un’, ‘Kara biberim vur kadehlere’ türü şarkılar, ‘Barfly’ gibi filmler ‘out’ olacak, sürekli ‘The Untouchables’ örneği (ki yerlisi olarak ‘Un’Rakı’bles’ı öneririm) yapımlar el üstünde tutulacaktır.

Radikal‘den alınmıştır.

Yazarın diğer yazıları